Takip Edin

Etkinlikler

Çanakkale’nin doğasını ve tarımını hep birlikte koruyalım

Yayınlanma tarihi

-

TEMA Vakfı, Çanakkale ve çevresinden gelen 100’ü aşkın katılımcı ile Çanakkale’de İklim Değişikliği ve Tarım Paneli düzenledi.

Başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkları korumak için faaliyet gösteren TEMA Vakfı, İklim Değişikliği ve Tarım Paneli’ni11 Ocak Cuma günü, 100’ü aşkın katılımcı ile Çanakkale’de gerçekleştirdi. Panelde iklim değişikliğinin Çanakkale’nin ve Kaz Dağı’nın doğal varlıklarına ve tarım alanlarına etkisi değerlendirildi.

Çanakkale’deki İklim Değişikliği ve TarımPaneli’ne Çanakkale Vali Yardımcısı Cezmi Batuk, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Çanakkale ve çevresinden çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi, TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, Yönetim Kurulu Üyeleri Pervin Olgun, Canan Barut, Genel Müdür Oben Akyol, Genel Merkez çalışanları, Çanakkale İl Temsilcisi Ali Dereli, İlçe Sorumluları, Mahalle Sorumluları, Genç TEMA Başkanları ve gönüllüler katıldı.

Çanakkale’de nüfusun %50’ye yakını tarımdan geçiniyor

Panelin açılış konuşmasını yapan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Çanakkale iki kıta üzerindeki konumu, denizleri, boğazı, adaları ve Kaz Dağı ile eşsiz bir coğrafyada yer alıyor. Çanakkale’nin %54’ü ormanlarla kaplıdır. Bu özelliği ile Türkiye’de orman varlığı en zengin olan iller arasında bulunuyor. Kaz Dağı’nın %80’i ve Kaz Dağı Ulusal Parkı’nın bir bölümü il sınırları içindedir. Kaz Dağı dünyada bütünlüğü korunan önemli orman alanlarından ve dağ ekosistemlerinden biridir. Kaz Dağı ve yöresi aynı zamanda Biga Yarımadası’nın en önemli su kaynaklarını besliyor. Yaban hayatı için önemli bir yaşam alanıdır. Çanakkale önemli bir orman kenti olmanın yanı sıra, tarımsal faaliyetler bakımından da büyük önem taşıyor. Nüfusun halen %50’ye yakın bir bölümü doğrudan ya da dolaylı olarak tarımla ilgileniyor ve geçimini tarımdan sağlıyor. Çanakkale tarımda buğdaydan narenciyeye kadar ürün çeşitliliği açısından Türkiye’nin en zengin illeri arasında yer alıyor. Ürettiği tarımsal ürünlerle, et ve süt ürünleriyle Türkiye’nin önemli ölçüde ihtiyacını karşılıyor. Tüm bu hizmetler göz önünde bulundurulduğunda Çanakkale’nin doğasını ve tarım alanlarını hep birlikte korumamız gerekiyor” dedi.

Sunumlar ilgiyle izlendi

Program kapsamında Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürü Erdem Karadağ, Çanakkale’de tarım sektörünün durumu ve Çanakkale’nin tarımsal potansiyeli sunumu ile katılımcıları bilgilendirdi. Erdem Karadağ, “İklim değişikliği konusunda her yıl en az bir defa ilgili kamu ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla kuraklık eylem planı toplantısı düzenliyoruz. Her ay Çanakkale’de yetiştirilen ürünlerin yerinde fenolojik gözlemlerini yaparak iklimle ilgili herhangi bir sıkıntı görülürse tedbir alıyoruz ve bakanlığa rapor olarak sunuyoruz. 2018-2022 yıllarını kapsayan kuraklık eylem planı hazırladık. İldeki sekiz baraj ve 50 göletin sulama havzasındaki ürün deseninin su ihtiyacı ve herhangi bir su sıkıntısında tavsiye edilebilecek en ekonomik ürün desenlerini ayrı ayrı belirledik. İlimizde 111 farklı ürün üretiliyor ve bu ürünlerin 44 adedi üretim miktarı bakımından Türkiye’de ilk 10 sırada yer alıyor. Toplamda 3 milyon 330 bin dekar tarım arazimiz bulunuyor. Bu arazinin %33’ü (1 milyon 113 bin dekar) sulanıyor. Bölgede 48 bin üreticimiz bulunuyor. Çanakkale kapya biber, nektarin, yulaf, yem bitkisi üretiminde Türkiye’de ilk sırada yer alıyor. Kuraklık durumunda hastalık ve zararlı oranlarında artış görülüyor. Bu kapsamda gerekli uyarılarımızı yapıyoruz ve önlem alıyoruz. 215 bin büyükbaş, 710 bin küçükbaş hayvan ve 543 bin ton süt üretiyoruz. SMS projesiyle erken uyarıdan gelen iklim faktörleri, hastalık ve zararlı gibi konulardaki uyarıları üreticilerimize gönderiyoruz” dedi.

TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş İklim değişikliğinin bölgeye ve Türkiye’ye etkilerini çözüm önerileri ile aktardı. Murat Türkeş, dünyada ve Türkiye’de önemli iklim değişikliklerinin gözlendiğini belirtti. Türkeş, başta hava sıcaklıklarının yükselmesi, şiddetli yağışların ve kuraklıkların sıklıklarının artması, hidrolojik döngünün kuvvetlenmesi, orman yangınlarının sıklıklarının ve etki alanlarının genişlemesi gibi önemli etkilerin gelecekte daha da kuvvetleneceğini söyledi. Murat Türkeş, “Çanakkale Yöresi ve Biga Yarımadası’nın da içinde yer aldığı Akdeniz iklim tipinin egemen olduğu alanlarda iklim değişikliğinin etkileri başta tarımsal üretimin azalması ve biyolojik çeşitliliğin zarar görmesi olmak üzere ciddi boyutlara ulaşacaktır. Tüm bunları önlemek için fosil yakıtların yakılması, ulaştırma, konut, sanayi ve tarım sektörlerinden kaynaklanan sera gazlarının günümüze göre 2030 yılında en az %50 oranında azaltılması gerekiyor” dedi.

Çiftçi Tanfer Dinler iklim değişikliğinin tarıma etkisini sorun ve çözüm önerileri ile sundu. Tanfer Dinler, “İklim değişikliğinin sonucu olan doğa afetlerinin tarımdaki etkisini en aza indirmek üzere kurduğumuz Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) bugün 25’ten fazla ülkede örnek model olarak benimsenmiştir. Doğa afetlerinin sigorta sistemlerine transferi için devlet destekleri ile tarım sigortaları uygulamaları giderek daha fazla sayıda çiftçi ve alanı güvence altına alacaktır” dedi.

Son olarak TABİT Yönetim Kurulu Başkanı ve Sosyal Girişimci Tülin Akın ise tarımda gelişen teknolojiler ve fırsatlardan bahsettiği bir sunum gerçekleştirdi. Tülin Akın, tarımda akıllı teknolojilerin iş yükünü azaltıp verimi artırırken doğal yaşamı da koruyabileceğinden söz etti. Panel katılımcılar tarafından ilgiyle izlendi. Program soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

Emlakhaberi.com Editörü Sizlere Doğru Tarafsız Özel haberler yazarak bilgi almanızı ve doğru fikirlerle yatırım yapmanız için bilgi aktaran içerikler giriyorum.

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Etkinlikler

Benim için çok büyük onur ve mutluluktur!

Yayınlanma tarihi

-

Benim için çok büyük onur ve mutluluktur!

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un eşi Pervin Ersoy’un düzenlemiş olduğu, tüm geliri Bizim Çocuklarımız Dayanışma Derneği’ne bırakılacak olan ve ETS Tur’un katkıları ile geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen Bursa ve Cumalıkızık turuna cemiyetin yardımsever isimleri arasında Evrim Kırmızıtaş Başaran, İlker Ayrık, Eser Yenenler ve sanatçı Aslı Hünel de yeraldı.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2014 yılında alınan, “Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu” miras alanı, Orhangazi Külliyesi ve çevresini içine alan Hanlar Bölgesi, Hüdavendigar (I. Murad) Külliyesi, Yıldırım (I. Bayezid) Külliyesi, Yeşil (I. Mehmed) Külliye, Muradiye (II. Murad) Külliyesi ve Cumalıkızık olmak üzere altı bileşenden oluşan Bursa ve Cumalıkızık gezisini, ‘Gönüllü Turizm Elçisi’ kapsamında Doğu ve Güneydoğu gezileri takip edecek.

Başaran Holding Yönetim Kurulu Üyesi Evrim Kırmızıtaş Başaran,”T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2019 yılını “Göbeklitepe Yılı” olarak ilan etmesiyle tanıtım çalışmalarını bölge ve etrafında yoğunlaştıracağını belirten Pervin Ersoy’un tüm projelerinde yanında olmak,elimden gelen desteği vermek isterim,benim için çok büyük onur ve mutluluktur” dedi.

Devamını oku

Etkinlikler

Yeni şehircilik kavramının tüm bileşenleri Büyükyalı’da hayat buluyor

Yayınlanma tarihi

-

Farklı alanlarda ihtiyacı doğru tespit eden gayrimenkul projelerini baştan sona tasarlayan ve işleten Özak GYO’nun Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık, iş dünyasının liderlerini buluşturan Türkiye’nin en güçlü fikir platformu MARKA Konferansı’nda, “yeni şehircilik” akımını anlattı. Bu akıma, Türkiye’nin özellikle İstanbul’un oldukça ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Akbalık, İstanbul Boğazı’nın girişinde hayata geçirdikleri bir deniz semti olan Büyükyalı İstanbul’un “yeni şehircilik” anlayışının tüm bileşenlerine sahip bir proje olduğunu vurguladı.

Bu yıl 19.su düzenlenen MARKA Konferansı’nda “Yeni Şehircilik” başlıklı bir konuşma yapan Özak GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık, gayrimenkul sektöründe en başından beri yanlış olan ‘ne yapsam satarım’ döneminin sona erdiğini, Türk halkının artık insanı odağına alan, yeni şehircilik akımıyla hayata geçen yaşam alanlarına yöneldiğini kaydetti.

Tüketici beklentisini karşılayabilmenin anahtarı “yeni şehircilik”

Gayrimenkul sektöründe artık çok daha bilinçli bir tüketici profili olduğunu vurgulayan Ahmet Akbalık, bir felsefesi, bir vaadi olmayan, insanların beklentilerini karşılayamayan konut projelerinin artık bir geçerliliğinin kalmadığını ifade etti. Akbalık, “Günümüz tüketicisi artık özellikle büyük şehirlerde, daha konforlu, bütünleşik, her ihtiyacına kolayca ve üstün kalitede çözüm bulabileceği projeler istiyor. Bu beklentiyi karşılayabilmenin yolu ise dünyada giderek yükselen ve zamandan bağımsız, eskimeyecek bir anlayışı ifade eden, Türkiye’de ne yazık ki çok fazla örneğini göremediğimiz “yeni şehircilik” anlayışından geçiyor” dedi.

Yeni şehirciliğin temelinde insan ve insanın konforu var

‘Yeni şehircilik’ kavramının çok genel bir ifadeyle ‘insan odaklı yaşam alanları tasarlamak’ şeklinde tanımlanabileceğini belirten Akbalık, “Yeni şehircilik akımı, odağına tamamen ve her şeyden önce “insan” kavramını alan bir felsefeyi temsil ediyor. Bu anlayışa göre, şehre ve bir yaşam alanına ait ne varsa, tüm bunların varlık sebebi, insanın konforu olmalı. Yani bir yaşam alanındaki malzeme kalitesinden tasarım anlayışına, sosyalleşme olanaklarından ulaşım imkânlarına kadar akla gelebilecek her şey, insanın huzurunu, konforunu, güvenliğini, mutluluğunu ve rahatını esas almalı. Aslında çok net bir ifadeyle, yeni şehircilik akımının en temel önermesi, insan ve insanın konforu diyebiliriz” diye konuştu. Yeni şehircilik kavramının, tüm dünyada kabul gören 6 temel bileşenden oluştuğunu kaydeden Ahmet Akbalık, bunların ‘sürdürülebilirlik’, ‘karma kullanım alanları ve fonksiyon çeşitliliği’, ‘geleneksel mahalle kültürü’, ‘yaya konforu ve kavranabilirlik’, ‘güçlü sosyal yaşam ve konut çeşitliliği’ ve ‘mimaride kalite’ olduğunu söyledi.

Büyükyalı, “yeni şehircilik” anlayışının timsali

Büyükyalı’nın, İstanbul Boğazı’nın girişinde, “yeni şehircilik” anlayışının timsali niteliğinde bir proje olarak yükseldiğini vurgulayan Ahmet Akbalık, “Büyükyalı projemizin temelinde ‘yeni şehircilik’ anlayışıyla birlikte, “insan” ve “iyi yaşam” kavramları yatıyor. Büyükyalı için ilk adımı attığımızda, her şeyden önce hedef kitlemizin beklentilerini anlamayı amaçladık. Bu nedenle, hedef kitlemizin farklı segmentleriyle birçok arama konferansı gerçekleştirdik. Bununla birlikte, arazimizin bize nasıl bir hikâye sunduğunu, bu hikâyeyi Büyükyalı’daki yaşama nasıl entegre edebileceğimizi, uzman ve akademisyenlerle birlikte çözümlemeye çalıştık. Bu hassiyetimizi, yeni şehircilik kavramının tüm bileşenlerini ve üstün kalite anlayışını Büyükyalı’nın her santimetrekaresinde görmek mümkün” diye konuştu.

Büyükyalı İstanbul’da yaşam 2019’da başlıyor

Sakinlerini ihtiyaç duyulan her şeye üstün kalite ve kusursuz hizmet anlayışıyla ulaştırmayı amaçlayan, günlük hayatta “her şey dahil” bir konfor sunan ve “iyi yaşam” felsefesiyle fark yaratan Büyükyalı İstanbul’da yaşam 2019 yılında başlayacak.

Büyükyalı, yeni ulaşım akslarının kesiştiği noktada, hayatın tam merkezinde

İstanbul Boğazı’nın girişinde, Kazlıçeşme sahil bandında, şehrin kara, deniz ve raylı sistem tüm yeni ulaşım akslarının kesiştiği noktada yer alan Büyükyalı İstanbul, Avrasya Tüneli’ne en yakın yaşam alanı olarak dikkat çekiyor. Metro istasyonuna 5 dakika yürüme mesafesinde konumlanan Büyükyalı’dan, Anadolu Yakası’na Avrasya Tüneli ile 15 dakikada geçilebiliyor. Sahil yolu olarak da adlandırılan Kennedy Caddesi’ne direkt bağlantılı tek proje olan Büyükyalı, sakinlerine ve misafirlerine Kennedy Caddesi üzerinden, doğrudan otoparka bağlanma imkanı sunuyor.

İstanbul’un yeni buluşma noktası: Büyükyalı

Yeniden yaşama kazandırılan tarihi yapılarıyla, geçmişin büyüleyici atmosferini modern yaşama entegre eden Büyükyalı’da, dünya markaları, gurme restoranlar, alışveriş sokakları, fitness merkezi, sinema, tiyatro ve kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak salonlar bulunuyor. Büyükyalı’da iyi yaşam için ihtiyaç duyulan her şey üstün kalite standartlarıyla yürüme mesafesinde yer alıyor.

Devamını oku

Etkinlikler

Makyol Santral, Sosyal Sorumluluk Vizyonuyla Minik Dostları Unutmadı

Yayınlanma tarihi

-

Makyol Santral Buluşmaları’nın üçüncü ayağında “Minik Dostlarımıza Ev” atölyesi düzenlendi. Makyol güvencesiyle Bahçeşehir’in merkezinde yükselen Makyol Santral’in tanıtım ofisi, “Minik Dostlarımıza Ev” atölyesiyle Bahçeşehirli hayvan sever aileler ve çocuklarını ağırladı.



Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte soğuk havalar kendini hissettirmeye başlarken Bahçeşehirli hayvan sever aileler ve çocukları, barınma ihtiyacı artan sokak hayvanları için 17 Kasım Cumartesi günü Makyol Santral satış ofisinde bir araya gelerek kış şartlarına dayanıklı barınaklar yaptılar.

Çocuklar, bir yandan Makyol Santral satış ofisinin keyifli atmosferinde minik dostlarımız için barınaklar üretirken bir yandan da gün boyu yüz boyamadan sosis balona, oyun hamurundan boyama kitabına kadar farklı etkinliklerle gönüllerince eğlendiler. Tamamlanan barınaklar, çocuklara hediye edilerek yaşadıkları yerlerdeki parklarda kış boyu minik dostlarımıza birer yuva olacak.

Konforun Merkezinde, Merkezden Yaşama Açılan Bir Proje

Dünyaca ünlü mimarlık ofisi Roy Higgs Mimarlık tarafından projelendirilen Makyol Santral, toplam 16 bin 906 metrekare arazi üzerine tamamı teras veya balkonlu, ferah ve konforlu yaşam alanları sunan 1+1, 2+1 ve 3+1 formatlarda 5 blokta 403 daire, 9 villa ve ticari alanlardan oluşuyor.

Konumu itibarıyla TEM Otoyolu ve D100 Karayolu gibi iki önemli ulaşım aksına çok yakın olan Makyol Santral’de fitness alanından masaj odalarına, saunadan yoga ve pilates salonuna, basketbol ve tenis sahalarından yürüyüş parkuruna kadar sağlıklı yaşam ve spor alanlarının yanı sıra çocuk ve genç aktivite alanlarından playstation odasına, açık yetişkin ve çocuk yüzme havuzundan güneşlenme terasına kadar çeşitli sosyal olanaklar ile 16 bin metrekare kiralanabilir çarşı alanında bistro café, restoran, kahve evi, market, gurmehouse, kuru temizleme & lostra, fırın, kuaför vb. alanları da yer alacak.

Devamını oku

Etkinlikler

Bakan Kurum; Sıfır Atık projesi neden önemli?

Yayınlanma tarihi

-

Çevre ve Şehircilik bakanı Murat Kurum, Emine Erdoğan’ın öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık projesi kapsamında düzenlenen Sıfır Atık Zirvesi’nde konuştu.

Doğal kaynakların giderek tükenmekte olduğunu ifade eden Kurum, 50 yıl öncesine göre bugün kişi başına enerji tüketiminin 3, hammadde kullanımının da 2 katına çıktığını vurguladı. Bu hızlı artışın durdurulamaması halinde daha yüksek rakamlar görüleceğine işaret eden Kurum, sadece alışkanlıkların değiştirilerek, hep birlikte bu sorunun çözebileceğini dile getirdi.

“PLASTİK POŞET DOĞAYA 100 YILDA KARIŞABİLİYOR”

Dünya Bankası raporlarına göre yılda 1,3 milyar ton olan evsel atık miktarının 2025’te, 2,2 milyar tona ulaşmasının beklendiğini aktaran Kurum, “Ülkemizde de benzer artışları görmek mümkün. 1995 yılında oluşan evsel atık miktarı 17 milyon ton iken 2015 yılına gelindiğinde evsel atık miktarının 31 milyon tona ulaştığı görülmektedir. 2023 yılında ise bu rakamın yaklaşık 38 milyon tona çıkacağı öngörülmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Kurum, atık su arıtma tesisi, mavi bayraklı plajlar, gemilerden atık alım hizmeti, katı atık düzenli depolama tesisleri gibi hizmetlerin detaylarını paylaşarak, “Çevre konusunda son dönemde yaptığımız çalışmalarla atığı öncelikli bir sorun olmaktan çıkarttık. Ve atığı hammadde ve yeni ürünlere dönüşecek bir kaynak olarak görmeye başladık.” diye konuştu.

Bakanlık olarak, daha önce atıkların yönetimi konusundaki çalışmaları gözden geçirdiklerini anlatan Kurum, tespitlerle bu noktada neler yapabileceğini değerlendirip çözümler ürettiklerini, Sıfır Atık Projesinin de böyle ortaya çıktığını söyledi.

Bakan Murat Kurum, sıfır atığı, “Olabildiğince az tüketmek ve az atık oluşturmak, oluşan atıkları kaynağında ayrı biriktirmek ve toplamak, ayrı toplanan atıkları geri kazanım yapmak, organik atıkları kompost ve gübre olarak kullanmak düzenli depolamaya ve yakmaya hiç atık göndermemek.” olarak tanımladı.

Konuşmasında “Neden sıfır atık?” sorusuna da yanıt veren Kurum, şöyle devam etti:

“Bilinçli üretim ve tüketimi sağlayarak, doğal kaynakları koruyarak israfı önlemek için, döngüsel ekonomi çerçevesinde atıkları hammadde olarak kullanarak, yeni iş imkanları oluşturmak ve gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmek için, çevre ve insan sağlığını koruyarak, kirlilik giderlerini azaltarak çevreye verilen zararları gidermek için, vatandaşlarımızın duyarlılıklarını arttırarak, daha çevre dostu yaşam tarzına sahip olmak için Sıfır Atık sistemini uygulamaya koyduk.”

Projenin geçen yıl Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde ve Bakanlık hizmet binasında başlatıldığını aktaran Kurum, “Daha sonra çığ gibi büyüyen bu hareket bugün artık 7 bin 162 kamu kuruluşunda uygulanır hale geldi. Amacımız sıfır atık sistemini tüm Türkiye’ye yaygınlaştırmaktır.” şeklinde konuştu.

Projenin hayata geçirildiği bir yılda 2, 2 milyon ton ambalaj atığı, 58 bin ton atık elektrikli ve elektronik eşya, 38 bin ton bitkisel ve 80 bin ton madeni atık yağ, 184 bin ton ömrünü tamamlamış lastiği kaynağında ayrı toplanarak geri kazandık ve bütün bunlardan sadece bir yıl içinde ekonomiye 3,5 milyar kaynak sağladık.

YÖNETMELİK 2019’DA DEVREYE GİRECEK

Projeyi başarıya götürecek en önemli konunun yerel yönetimlerin projeyi sahiplenmeleri olduğunu vurgulayan Kurum, belediyelerin sadece evsel atıkları toplaması ve düzenli depolamasının yetmeyeceğini kağıt-karton, plastik, metal cam gibi geri kazanabilir atıklar için de ayrı bir toplama sistemleri kurmaları gerektiğini ifade etti.

Bakan Kurum, 2019 yılı itibarıyla Sıfır Atık Yönetmeliğinin de devreye gireceğini anımsatarak, “Bu yönetmeliğe göre belediyelerimiz bundan sonra ikili toplama sistemine geçecek, atıkları ayrı toplamak için hizmet verecekler. Bu uygulamayı hayata geçirmeleri için belediyelere 2019 yılı sonuna kadar süre verdik. Belediyelerimizin uygulamalarını yakından takip ediyor ve destekliyor olacağız.” dedi.

Sıfır atık uygulamasını her anlamda güçlendirmek için önemli çevresel sorun oluşturan plastik poşetler konusunda da çalışmalar başlattıklarını anlatan Kurum, “1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla plastik poşetleri ücretli hale getiriyor ve plastik poşet kullanımını azaltmayı hedefliyoruz. Şu an için yıllık kişi başı 440 olan plastik poşet kullanımını, 2019 yılı sonu itibarıyla 90’a, 2025 yılı sonu itibarıyla da 40 adete düşüreceğiz ve yıllık poşet kullanımımızı süreç içerisinde çok daha fazla azaltacağız.” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

POPÜLER EMLAK HABERLERİ